Mehmetcan Kural · Atayurt Önceki Dönem · Cilt 1, Sayı 2 (2023) · s. 20–22
Önceki dönem (2023) ilmî popüler sayıdan aktarılmıştır; hakem değerlendirmesinden geçmemiştir. Alıntı için basılı/PDF sayfa numaralarını kullanınız.
Kırım Hanlığı’nın idari yapısına göz atmadan önce Kırım coğrafyası ve Kırım Hanlığı’nın menşeinden bahsetmemiz gerekmektedir. Kırım Yarımadası günümüzde resmi olarak olmasa da Rusya’da bulunmaktadır. Bunun sebebi Rusya’nın 2014 yılında Kırım’ı haksız yere Ukrayna’dan koparmasıdır. Kırım’ın coğrafi konumu Karadeniz ile Azak Denizi’nin batısında 44 25, 46 15 boylamları ile 30 30 – 34 37 enlemleri arasındadır1. Kırım batı ve güneyden Karadeniz ile çevriliyken doğu ve kuzeyden Azak Denizi’yle çevrilidir. 9 km genişliğinde 20 km uzunluğunda bir toprak parçasıdır. Bu toprak parçası 26.140 km2 kare genişliğindedir. Kırım Türkleri kendi vatanlarına “Yeşil Ada” demektedirler. Kırım’ın en kuzeyindeki bölge ve en güneyindeki bölgesi arasında k a l a n toprağın 200 km olduğu görülmektedir. Körfezlerindeki coğrafi şekiller girintiliyken koylarının bol olduğunu bilmekteyiz. Bu yapısıyla Türkiye’deki Ege Bölgesine benzetebiliriz. Kırım sahillerinin boyu 1000 km kadardır. Bu sebeple liman ve iskeleleri bol olan Kırım Yarımadasının jeostratejik önemi de ziyadesiyle fazladır.3 Karadeniz siyaseti için mühim bir noktada olan Kırım Yarımadasının, Kıbrıs’tan 1000 kat büyük olduğunu söyleyebiliriz.
Kısaca Kırım coğrafyasına değindiğimize göre Kırım Hanlığı’nın menşeinden de bahsetmemiz gerekmektedir. Kısa bir tabirle, Martin Bronevskiy’in de dediği gibi “Tatar Hanlarının ve Beylerinin Cengiz Han’dan geldiğine hiç şüphe yoktur.” Bu küçük ifade bile4 bize Kırım Tatarlarının menşeini göstermektedir. Kırım Hanlığı için yapabileceğimiz en kısa tabir bu devletin Altın Orda’nın bir uzantısı ve halefi olduğu ve XV. yüzyılda tarih sahnesine çıktığıdır.5 Altın Orda’nın Timur seferleri neticesinde istikrarsız ve taht kavgalarıyla dolu yılları Kazan, Astrahan ve Kırım Hanlığı’nın ortaya çıkmasına sebebiyet vermiştir. Bu hanlıklar içerisinde tarih sahnesinde en çok varlığını sürdüren Kırım Hanlığı olmuştur. Altın Orda içerisindeki bu huzursuzluk sürecinde, kaybeden taraflar hep Kırım’a sığınmış, böylelikle buradan alacakları destek ile Altın Orda’nın başkenti Saray’ı ele geçirmek istemişlerdir.6 Toktamış Han’a kaybeden Mamay ve Edige gibi Altın Orda’nın son dönemlerinde siyasette önde gelen kişilerin sığındıkları başlıca yer Kırım olmuş, burayı kendi güvenli alanları haline getirmişlerdir.7 Bu sebeple Kırım’ın Altın Orda’dan kopacak ilk toprak parçası olduğunu düşünmek hiç de yanlış bir görüş değildir. Kırım’ın bağımsız ve müstakil olmasını sağlayan kişilerin başında yarımadada kullanılmak üzere kendi adına sikke bastıran Taş Timur gelmektedir. İslam devlet ananelerine göre sikke bastırmak, bağımsızlığın en büyük belirtilerinden biridir. Bu yüzden Taş
2 DİA, “Kırım”, DİA, XXV, 447. Timur’un bu hamlesi, Kırım’ın bağımsızlığının temelini atarak, önünü açmıştır.1 Yukarıda adını zikrettiğimiz, bağımsız Kırım’ın temelini atan Taş Timur ise Gıyaseddin’in babası, Hacı Giray Han’ın ise dedesidir.2 Bazı kaynaklarda ise Taş Timur’un adı Baş Timur olarak da zikredilmektedir. Ayrıca bu kaynaklarda bu zatın Devlet Berdi ve Gıyaseddin adında iki çocuğu olduğu geçmektedir.
Hanlığın kuruluşunu kısaca anlatmak gerekirse Kazan Hanlığı’nın kurucusu Uluğ Muhammed Han’ın Kırım’dan çekilmesi üzerine Kırım hakimiyeti Seyit Ahmet Han’ın eline geçmiştir. Seyit Ahmet Han Gıyaseddin ve Hacı Giray’ı öldürmeye karar vermiştir. Daha sonra Ahmet Hanın birlikleri onları nehir kıyısında sıkıştırsa da yakalayamamıştır. Hacı Giray, Devletberdi’nin yanına sığınarak saldırıyı atlatmıştır. Buna karşılık Gıyaseddin, Hacı Ahmet Han’ın düşmanlarından Tepene Mirza ve Tatarları toplayarak hanı tahttan indirmiş ve oğlu Hacı Giray’ı tahta çıkarmıştır. Bununla birlikte Hacı Giray adına 1441’de sikke basıldı ve Kırım Hanlığı resmi olarak kurulmuş oldu. Cengiz Han’dan beri Kırım tahtına 42 han cülus etmiştir.3
İdari yapının genel özelliklerine değinmeden önce devletin başındaki idareciden kısaca bahsetmemiz gerekmektedir. Kırım’daki idari yapının başında “han” bulunmaktadır. Han unvanı Kırım’daki giray sülalesi dışında Türkistan’da kurulan Buhara, Hive ve Hokand topraklarında da kullanılmış, bu devletler “hanlık” olarak anılmışlardır.4 Kırım Hanlığı 12 bilindiği üzere Altın Orda’nın içerisinden çıkan bir devletti. Bu sebeple Altın Orda Hanlığı’ndaki Türk-Moğol teşkilat yapısının etkileri onlara da sirayet etti. Buna rağmen 1475 yılında hanlığın Osmanlı Devleti’ne bağlanması, idari yapıda Osmanlı Devleti’nin etkinliğinin artmasına sebebiyet verdi.5 Özellikle I. Sahib Giray Han Döneminde Osmanlı Devleti’nin idari yapıdaki tesiri son derece hissedilmeye başlandı. Osmanlı Devleti, kendine ait bazı kaideleri ve müesseseleri Kırım’ın idari yapısına aktarsa da Kırım Hanlığı’nın hususi teşkilat yapısını kökünden değiştirmedi. Bu yüzden Kırım Hanlığı idari yapı açısından hem Altın Orda ve Cengiz geleneğinden hem de Osmanlı Devleti’nden etkilendi diyebiliriz.
Kırım Hanlığı’nın kuruluşunda Altın Orda teşkilat yapısının neredeyse aynısının taklit edildiği görülmektedir. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti’ni bir cihan devleti yapan önemli hususlardan biri de kuruluştaki sistemlerin son derece olumlu bir şekilde işlenebilir olmasıydı. İşte bu sistemlerin başında gelen timar yapısı, Osmanlı Devleti’nin Kırım’da hakim konuma gelmesinden sonra ülke içerisinde uygulanmaya başlandı. Yine divan ve birçok kurum da Osmanlı’dan benzerleri alınarak Kırım’da uygulandı. Fakat yine de belirtmeliyiz ki Kırım Hanlığı, Osmanlıdan idari anlamda etkilenmiş olsa dahi Altın Orda ve Cengiz geleneğindeki idari yapının kendine özgü özelliklerini tarih sahnesinden silininceye kadar kaybetmedi. Bu noktada Osmanlı Devleti’nin de Kırım Hanlığı’nın bu yapısına saygı duyduğunu söyleyebiliriz. Çünkü Kırım Hanlığı sıradan vassal bir toprak parçası değildi. Onlar kendini Cengiz Han gibi büyük bir karaktere bağlamaktaydılar.1 Dediğimiz gibi hanlığın kuruluşunda Altın Orda’nın büyük etkisi vardı. Hatta bu benzerlik o kadar yüksek seviyedeydi ki hiyerarşideki bütün makamlar birebir aynı olarak Altın Orda’dan alınmıştı.2 Ayrıca Orta Asya Türk Devletleri’nde gördüğümüz ikili devlet teşkilatına benzer yapı tıpkı Altın Orda’daki gibi Kırım Hanlığı’nda da vardı. Altın Orda idari yapısı Ak Orda ve Gök Orda olarak ikiye ayrılıyordu. Kırım’da da bu yapının sağ ve sol kol olarak uygulandığı bilinmektedir. Altın Orda’daki teşkilatlanma yapısından farklı olarak bu dönemde Baş-Yargucu, veya Uluğ Yargucu ve Yasa-Emiri gibi hukuk elemanlarının yerine kadıların göreve başladığını görmekteyiz.
Kırım’daki idari yapının Osmanlıdan etkilenmesi hususundaki başkahramanlar Mengli Giray Han ve Sahib Giray Han olmuşlardır. Bu iki han İstanbul’da kaldıkları için bu konuda büyük tecrübeler edinmişler ve bu uygulamaları kendi vatanlarında kullanmışlardır. Kırım’daki teşkilat yapısında Osmanlı Devleti’nden birçok müessese geçmiştir. Bu müesseseler daha önce Kırım’da bulunsa da daha sonra Osmanlı Devleti’nin etkisinin bölgede artmasıyla yeni kurumlar ihdas edilmiştir. Bunlar: defterdarlık, ruznameci, divan katipleri, han ağası gibi idari elemanlardı.3 Ayrıca Altın Orda’dan kalan birkaç müessese Kırım’da Osmanlı hakimiyeti olmasına rağmen devam etmekteydi. Bunlar: Ulus Beyi, Daruga, On oğlanları, tümen, yüz, bin gibi rütbelerdi. Toprak yapısında da mimar sistemi dışında değişiklikler meydana gelmişti. Bilindiği üzere Osmanlı Devleti’ndeki idari yapıda her rütbenin kendine has bir görevi vardı. Sırasıyla rütbeler beylerbeyi > sancakbeyi > kadı olarak küçülürdü. Osmanlı Devleti Kırım’a hakim olduktan sonra buna benzer bir yapıyı Kırım’da da uygulamaya çalışmış, Kırım topraklarını 24 kadılığa bölmüştür.4
Bu noktada idari yapının tepesinde olan han ve onun sülalesi Giraylardan bahsetmek istemekteyim. Bu dönemdeki birçok devlet yapısında görüldüğü gibi Kırım’da da babadan oğula geçen yöneticiler hüküm sürmekteydi. Hanlık makamına tabii ki de Osmanlı Devleti’nin müdahalesi vardı. Fakat babadan oğula geçen bir sistemi de bu noktada göz ardı edemeyiz. Hanın ailesine göz attığımızda silsile-i meratibde handan sonra en önemli pozisyonda kalgay adı verilen birinci veliaht bulunurdu. Ülke içerisinde etkin olan siyasi rollerden bir diğeri de nureddinlik makamı idi. Nureddin ise Kırım Hanlığı’nda ikinci veliahda verilen unvandı. Yönetimdeki idarecilerden kısaca bahsettiğimize göre Kırım Hanlığı’nı diğer devletlerden ayıran en önemli yapıya da göz atmamız gerekmektedir. Kırım Hanlığı içerisindeki kabileler devlet yönetiminde inanılmaz büyük bir nüfusa sahiptiler. Kırım Hanlığı tarihine baktığımızda öyle garip durumlar yaşanmıştır ki devleti yöneten han mı yoksa kabile beyleri mi belli olmamıştır. Bu durum hanlığa has bir yönetim şeklini ortaya çıkarmıştır. Bu noktada bize “kabileler devlet yönetiminde neden bu kadar etkin?” gibi bir soru yöneltilebilir. İşte bu sorunun cevabı Cengiz geleneğinde yatmaktadır. Özellikle Kırım Hanlığı içerisinde Şirin kabilesinin nüfusu pek ziyadesiyle fazladır. Bu nüfus Şirin kabilesinin Altın Orda’daki faydaları sebebiyle Kırım Hanlığı’nda da hissedilmiştir. Devlet içerisindeki hiyerarşiyi: Han > Kalgay > Nureddin > Kuban-Yedisan-Bucak’taki üç serasker sultan > Şirin Beyi > Karaçi Beyler ve mirzalar, şeklinde özetleyebiliriz.1
Altın Orda’daki divan yapısı bilindiği üzere kurultay olarak adlandırılırdı. Bu yapı Büyük Moğol İmparatorluğu’ndan Altın Orda’ya geçmişti. Kırım’da ise Osmanlı Devleti’ndeki divan yapısına benzer bir yapı olan “görünüş” ihdas edildi. Bu daha önceki kurultayın yerini alan bir divan yapısıydı. Halil İnalcık bu divan yapısını “Mühim devlet işleri hanın başkanlığında fevkalâde hallerde toplanan kalgay, nûreddin, Bucak, Yedisan, Kuban seraskerleri, vezir, kazasker ve karaçi beylerinin katıldığı bir mecliste kararlaştırılırdı. Bu toplantılarda harp ve sulh gibi hayati meselelerde karaçi beylerinin reyi kati bir mahiyet taşırdı. Şirin beyi lüzum görürse, mirzaların başı sıfatıyla, bu fevkalâde meclisi, kurultayı kendi başına toplayabilirdi. Şirin beyi Osmanlı sadrazamı ile daima mutabakat hâlinde bulunduğundan Hanların nasb ve azlinde mühim rol oynuyordu. Kırım’da huzur ve sükûnun temini için hanlar bununla uzlaşmak zorunda idi. Bu divana Osmanlı devletinin tayin ettiği Kefe Kadıaskeri ile müftüsü de katılırdı. Hristiyan azınlıktan kimse bulunmazdı” şeklinde açıklamıştır. Ayrıca meclis azalarını da “Kalgay, nûreddin, Bucak, Yedisan, Kuban seraskerleri, Şirin beyi, müfti, ulugaga (vezir), kazasker ve hazinedarbaşı, defterdar, aktaçı-bey, kilerci-başı, divan efendisi, kazasker nâibi, Bahçesaray kadısı ve kullar ağası” şeklinde sıralamıştır.2
Bilindiği üzere Evliya Çelebi’nin Seyahatnamesi bize Osmanlı diyarları hakkında bilgi veren en önemli kaynakların başında gelmektedir. Evliya Çelebi’de 1665-1666 yıllarında Kırım’ın başkenti olan Bahçesaray’da bulunmuş ve divandaki hiyerarşiyi bize şöyle aktarmıştır: “Divanda han gelip tahtına oturduktan sonra sağında veliahd Kalgay Sultan solunda ikinci veliahd Nureddin Sultan yer almaktaydı. Kalgay Sultan, daimi ikametgahı olan Akmescid’den şarka doğru Kerş’e kadar uzanan sahada yer alan 300 köy ve kasabanın meselelerini divana getirirdi. Nureddin Sultan ise Keçi ırmağından Gözleve ve Or-Kapı’ya kadar uzanan sahada yer alan 250 köy ve kasabanın meselelerini divana getirirdi, bu meselelerden sonra hüküm, Hanın Yarlığ-ı Şerifi ile hükme bağlanırdı”.3 Evliya Çelebi aslında bu naklinde çok önemli 20 bir hususa daha parmak basmıştır. Daha önce de belirttiğimiz gibi Altın Orda Devleti’nde Ak Orda ve Gök Orda gibi ikili devlet teşkilatı yapısı bulunmaktaydı ve bu durum Kırım’da da sağ ve sol kol olarak kendini göstermekteydi. Kırım Hanlığı’nın ilk dönemlerindeki kayıtlarda biz bu sağ ve sol kolun nereleri kapsadığını bilmemekteydik. Fakat adı geçen kayıt XVII. yüzyıla ait olduğu için devlet mekanizması da tam manada oturmuş olarak gözlenmektedir. Böylelikle bu kayıt sayesinde Kırım’daki sağ ve sol kolun yapısını ve idarecilerin hangi bölgelerden sorumlu olduğunu görebilmekteyiz.
Evliya Çelebi’nin bir başka aktarımına göre: “Evev lâ hanlar hangi görünüşün tahtgâhında oturursa bütün kapıkulları ve karaçı halkları el kavuşturup, âdâb üzere herkes yerlerinde durur. Hanın sağında Kalgay sultan oturur… Sonra hanın sol tarafında Nureddin sultan oturur. Yine sağ tarafında Hanefî şeyhülislâmı ve diğer üç mezhep sahibi müftüleri dururlar. Sol tarafında Kadıasker Murtaza Ali Efendi, onun alt yanında şehir mollası ve Kırım bölgesinin yirmi dört kadısı oturur. Kazaları altında gelen davaları dikkat üzere dinleyip davaları halleder ve düşmanlıkları bitirir. Allah saklasın, biri bir şeriate aykırı veya dayanaksız bir hüküm verse Tatar âlimleri o an yanlış hükmeden asiyi taş ile tepelerler, asla aman vermezler. Han veziri Sefer Gazi Ağa ayak üzere durur. Ara sıra Kalgay sultan tarafında oturur ve kapıcılar kethüdasının elinde gümüş değnek ile gezip şikâyetçileri ileri çeker.
Bu divanda kapıcılar yoktur. Ot ağaları da ayak üzere hizmettedirler. Defterdar, Kalgay sultan tarafında ve divan efendisi ise Nureddin sultan tarafında dururlar. Diğer eminler hazinedarlar, mültezimler ve divan kâtipleri, hepsi başka ruznameci tarafında dururlar. Divandan sonra sofra çekilip çeşit çeşit nefis yemekler için de elbette bir tay eti bulunur.”1 Bu aktarımda da görüldüğü üzere divana katılan idarecilerin yanı sıra Hanefi mezhebinin ve diğer üç mezhepten müftülerin de Kırım’da divan toplantılarına katıldıkları görülmektedir.
Han sarayında divan dışındaki görevliler de bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse hanın çocukları ile ilgilenen bir görevli vardır. Kırım’da bu işi yapan kişiye “atalık” derler. Atalık müessesi bir nevi hanın ailesinin tüm fertleri ile ilgilenir. Mesela hanın karıları ve akrabalarının ihtiyaçlarını karşılar. Kırım’daki bu atalık müessesine Müslüman Çerkes aileleri seçilirdi. Bu bir nevi saray içerisinde töre haline gelmişti. Han ayrıca Çerkez, Nogay ve Beştavlılardan kişileri de sarayında bulundurur. Bunların arasında iyi iş yapanlar ödüller ile mükafatlandırılırdı.2
Sonuç
Kırım Hanlığı’nın idari yapısına göz attığımızda devleti resmiyette yönetenin han olduğunu görmekteyiz. Kırım hanı silsile-i meratibde Osmanlı sadrazamından sonra gelmiştir. Osmanlı sultanları Kırım hanlarına, Cengiz geleneği sebebiyle son derece saygı duymuşlardır. Osmanlı sultanı Kırım hanına “kardeşim” diye seslenmektedir. Bu noktada aslında Kırım Hanlığı’nın değeri gün yüzüne çıkmaktadır. Dediğimiz gibi Kırım hanı, hanlık içerisinde en yetkili kişiydi ayrıca Osmanlı Devleti tarafından da sıradan vassal bir toprağın hükümdarı olarak görülmemekteydi. Fakat Kırım Hanlığı’nı tek başına han yönetiyordu demek çok zordur. Öncelikle hanlığın idari yapısı son derece karışıktır ve buradaki unsurlar devlet yönetiminde son derece etkindir. Kırım’da da Osmanlı Devleti’ndeki divan yapısı söz konusudur. Kırımlılar buna “görünüş” demektedir. Bu divan toplantısına kalgay, nureddin ve diğer devlet adamları da iştirak eder. Bu noktada kalgay ve nureddin’den bahsetmemiz gerekmektedir. Kalgay, Kırım Hanlığı içerisindeki birinci veliahda verilen isimdir. Yani handan sonra tahta geçen kişi normal şartlarda kalgay olmalıdır. Mengli Giray Han düşman üzerine gaza ve sefere çıkacağı bir zaman “Kırım’a kimi kaymakam bırakırsınız?” sorusuna “Oğlum Muhammed Geray kalsın.” diyecek yerde Tatar lisanıyla “Oğlum Muhammed Geray kalgay” demiştir böylelikle kalgaylık makamı kurulmuştur.
Safevi seferi sırasında Kalgay Adil Giray’ın ölümü üzerine han, kalgaylık makamına Saadet Giray’ın getirilmesini uygun gördü. Ancak hanedandan yaşça büyük olan Alp Giray’ın kalgaylık makamına getirilme zarureti üzerine han, oğlu Saadet Giray’ı ikinci veliaht olarak kabul etmiştir. Böylelikle “nureddin” unvanı ilk kez kullanılmaya başlanmıştır. Nureddin makamı ise Kırım’daki ikinci veliahda verilen unvan olarak kayıtlara geçmiştir. Kırım Hanlığı’nın idari yapısı içerisinde en etkin rolü oynayanlar ayrıca Karaçi Beyleri idi. Karaçi Beyleri, bir nevi ülke içerisindeki son derece imtiyazlı sınıftı özellikle Şirin Beyi, Altın Orda zamanındaki devlete katkısı sebebiyle son derece önemli bir yer oynamaktaydı. Eğer bir han hakim konumda olmaya devam etmek istiyorsa Karaçi Beyleri ile arayı iyi tutmalıydı.
Yukarıda belirttiğimiz idari elemanlar “görünüş” adı verilen divana iştirak ederlerdi. Kırım’daki divan yapısını anlayabilmemize ise Evliya Çelebi’nin siyasetnamesi ışık tutmuştur. Sonuç olarak Kırım Hanlığı idari açıdan hem Altın Orda hem de Osmanlıdan son derece etkilenmiştir. Osmanlı Devleti’nin Kırım üzerindeki büyük etkisine rağmen hanlığın Cengiz geleneğinden gelen özellikleri de tarih sahnesinden silininceye kadar sürmüştür. Bu durum ise Kırım’daki idarenin karışık olmasına sebebiyet vermekle birlikte tarihçilerin tam manada adını koyamadığı bir yapının olduğunu göstermektedir. Kırım’daki idari yapı başta da söylediğimiz gibi Doğu Avrupa’da eşi benzeri olmayan bir yapıydı
Notlar
Dergide dipnot numaraları her sütunda yeniden başladığından notlar basılı sayfaya göre verilmiştir.
s. 20
- 1 Giray Saynur Derman, “Kırım Hanlığı”, Avrasya’nın Sekiz Asrı Çengizoğulları, ed. Hayrunnisa Alan – İlyas Kemaloğlu, İstanbul 2016, s. 320.
- 3 Selma Agat, Kırım Türkleri Halk Oyunları ve Geleneksek Giysileri (İstanbul: İstanbul Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2002), 5.
- 4 Martin Bronevskiy, Kırım, çev. Kemal Ortaylı, Ankara 1979, s. 40.
- 6 Özalp Gökbilgin, 1532-1577 Yılları Arasında Kırım Hanlığı’nın Siyasi Durumu, Ankara 1973, s. 5
- 7 Halil İnalcık, Kırım Hanlığı Tarihi Üzerine Araştırmalar 1441-1700, İstanbul 2017, s. 4.
- 1 Alan Fisher, Kırım Tatarları, İstanbul 2009, s. 10.
- 2 Muzaffer Ürekli, Kırım Hanlığı’nın Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi (1441-1569), Ankara 1989, s. 2.
- 3 Kefeli İbrahim Efendi, Tatar Hanı, Dağıstan, Moskof ve Kıpçak Ovası Ülkelerinin Tarihleridir, ed. İsmail Otar, Eskişehir 2005, s. 31.
- 4 Derman, “Kırım Hanlığı”, s. 356-357
s. 21
- 1 Ömer Bıyık, Osmanlı Yönetiminde Kırım (1600-1774) (İzmir: Ege Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Doktora Tezi, 2007), 28.
- 2 Ürekli, Kırım Hanlığı’nın Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi (1441-1569), s. [sayfa numarası dergide yok]
- 3 Zühal Yüksel, “Altın Orda ve Kırım Hanlığındaki Kurultay Geleneğinin Kırım Tatar Destanlarına ve Kırım Tatar Geleneklerine Yansıması”, Gazi Türkiyat, I/9 (2011), s. 23.
- 4 Mehmet Caner Çavuş, Kırım’da Sosyal ve Ekonomik Hayat (Sakarya: Sakarya Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yüksek Lisans Tezi, 2019), 9.
- 1 Zeynep Özdem, Kırım Karasubazar’da Sosyo-Ekonomik Hayat, Ankara 2010, s. 16.
- 2 Zühal Yüksel, “Altın Orda ve Kırım Hanlığındaki Kurultay Geleneğinin Kırım Tatar Destanlarına ve Kırım Tatar Geleneklerine Yansıması”, Gazi Türkiyat, I/9 (2011), s. 22.
- 3 Ürekli, Kırım Hanlığı’nın Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi (1441-1569), s. 61.
s. 22
- 1 Evliya Çelebi Seyahatnamesi 2. cilt-7. kitap, s.510
- 2 Bronevskiy, Kırım, s. 45.
Kaynakça
- AGAT, Selma. Kırım Türkleri Halk Oyunları ve Geleneksek Giysileri. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Teknik Üniversitesi, 2002.
- BIYIK, Ömer. Osmanlı Yönetiminde Kırım (1600-1774). Doktora Tezi, Ege Üniversitesi, 2007.
- BRONEVSKIY, Martin, Kırım, çev. Kemal Ortaylı, Ege Matbaası, Ankara 1970.
- DERMAN, Giray Saynur, “Kırım Hanlığı”, Avrasya’nın Sekiz Asrı Çengizoğulları, ed. ALAN, Hayrunnisa – KEMALOĞLU, İlyas İstanbul 2016, s. 320- 372.
- DİA, “Kırım”, DİA, XXV, 447-449.
- Evliya Çelebi Seyahatnamesi(Haz. Seyit Ali Kahraman), 2. cilt-7. kitap, İstanbul 2011
- FISHER, Alan, Kırım Tatarları, Selenge Yayınları, İstanbul 2009.
- GÖKBİLGİN, Özalp, 1532-1577 Yılları Arasında Kırım Hanlığı’nın Siyasi Durumu, Sevinç Matbaası, Ankara 1973.
- İNALCIK, Halil, Kırım Hanlığı Tarihi Üzerine Araştırmalar 1441- 1700, İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul 2017.
- KEFELİ İBRAHİM EFENDİ, Tatar Hanı, Dağıstan, Moskof ve Kıpçak Ovası Ülkelerinin Tarihleridir, ed. İsmail Otar, Eskişehir 2005.
- KIRIMLI, Hakan, Kırım Tatarlarında Milli Kimlik ve Milli Hareketler, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1996.
- ÜREKLİ, Muzaffer, Kırım Hanlığının Kuruluşu ve Osmanlı Himayesinde Yükselişi (1441-1569), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara 1989.
- TANERİ, Aydın, “Han”, DİA, XV, 517-518.
- YÜKSEL, Zuhal, “Altın Orda ve Kırım Hanlığındaki Kurultay Geleneğinin Kırım Tatar Destanlarına ve Kırım Tatar Geleneklerine Yansıması”, Gazi Türkiyat, I/9 (2011), s. 15-31.